KARDEŞİMİN HİKAYESİ-ZÜLFÜ LİVANELİ -.-

Karakter kendi başına yaşamak için geldiği bir balıkçı köyünde kitaplarla dolu bir evde yalnız yaşarken, bir cinayet olur. Bu cinayeti araştırmak için köye genç bir gazeteci gelir. Kadın, karaktere soru sormak için evinin kapısını çalar ve sonrası merakına yenik düştüğü hikayeleri dinlerken bulur kendini. 

Aslında kitap bir cinayet romanı gibi görünsede iş daha farklı. Adam ikiz kardeşinin ilgi çekici aşk hikayesini genç kadına anlatır. Ve aslında ortaya farklı bir son çıkar.

Ben bu kitapta Zülfü Livaneli nin yazılarını neden sevmediğimi anladım. Çok matematiksel. Yani bazı şeylerin -özellikle sanat kollarının- ben formül gibi yapılamayacağını düşünenlerdenim. Birinin bir hikayesi varsa anlatmalı ama o anlatım gerçekten insanın içinden fışkırmalı ki hevesle yazsın, aktarsın. Ama Zülfü Livaneli nin romanlarında hep bir formül var: 1 tutam bilgi, bir tutam merak uyandırma, bir tutam şu bu gibi. Bunu ben sevmiyorum çünkü o zaman olayı okumadan zaten ana hatları ile biliyorsun. Mesela elimde şu an Hakan Gündüz var ve adamdan taşıyor gibi hissediyorum. Farklı karakterlerin hepsini sanki anlatmak içinden fışkırıyor gibi hissediyorum ve kitabın nasıl, ne olacağını pek kestiremiyorum. Hatta aynı şekilde ilerleyeceğini düşünsem bile (stabil)  bu beni hiç rahatsız etmiyor. -neyse o’nu kitabı bitirdiğimde yazarım-

 

 

essiz sedasız bir köyde ilgi çekici bir şekilde kitaplarla dolu bir evde insanlardan uzakta yaşayan karakterin çok insanın hayalini kurduğu hayatının yarattığı çekime; bir cinayet olayı dahi girse hala yaprak kımıldamamış gibi bir durum var. çok kolay okunmasına rağmen bittiğinde pek çok yönden bir tatmin olmamışlık duygusu yaratan kitabın finali de sanki işi çıkmış birden bitirmek zorunda kalmış gibi duruyor.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir